Hep İki Versiyonun Terk Edecek Mekânı
Cahit Sıtkı Tarancı’nın Yaş Otuz Beş şiirini okudum bugün, tam da otuz beş yaşımda!
"Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün..."
Cahit Sıtkı Tarancı - Yaş Otuz Beş
O zamanlar anlayamamışım tabi. Otuz beşi bir milad olarak koyduğumda bile hayal edememişim. Evet ne benim elimdeydi, ne de tamamen benim dışımda gelişti herşey. Şimdi başka bir gözle bakıyor insan. Bir otuz beş yıl geçmiş, bir otuz beş yıl kalmış önünde. Hepi topu bir otuz beş yaz daha!
Şansın varsa bir otuz beş sonbahar daha yaşayabileceksin. Zamanı nasıl bölersek bölelim, istediğimiz kadar parçalamak isteyelim, olmuyor işte durduramıyoruz. Kontrol edemiyoruz. En zoru da şu: birşeyleri seçerken, bir şeyleri kaçırıyoruz. İşin doğası bu. Sonra içten içe olmadığımız insan için ağlıyoruz. Niye? Yeterince zayıf değilsin, yeterince güzel değilsin, yaşıtların gibi enerjik değilsin, değilsin değilsin değilsinler kafanda dönüp duruyor. Seçtiğin bu hayat seni bir noktada sıkıştırmış gibi gözüküyor. Artık çıkış yok. Olmadığın ama olmak istediğin senle bağını kuramıyorsun. Bir otuz beş yılın daha aynı bu şekilde geçeceğini düşünüyorsun sanki. Sanki hiç birşeyi değiştiremezmişsin gibi. Oysa hangi caddeden karşıya geçeceğimizden tutun da, hangi etkinliğe gideceğimizi biz seçmiyor muyuz?
Zaman neden akıp geçiyor ve sen içinde bir figüran gibisin? Bu seçtiğin hayatsa ve seni mutlu etmesi gerekiyorduysa, neden zamanın içinde hapsolmuş gibisin ve herşeye yetişmeye çalışıyorsun. Zaman bizim aleyhimize mi çalışmalı? Yapmak istediğin şeyleri yaptığında, e o zaman problem nerede?
Yakalayamadıkların, kaçırdıkların, tutamadıkların neden bu kadar önemli? Sen kendine tam da şu an olduğun yeri seçmedin mi? Ve her an seçmiyor musun orada olmayı? Olmadığın kişiyi olmaya devam mı etmelisin, yoksa olmak istediğin kişiye bir adım yaklaşmaya mı çalışmalısın? Adım adım, parça parça, küçük küçük?
Zor, zamanı parçalarına ayırıp organize etmek. Yaptığın planlar evet tutmuyor. Ya da plan yapmak başlı başına zor ve zaman istiyor. Bir düşün bakalım. Gerçekten yapmak istediğin şeyleri yaptığında zaman nasıl geçiyor? Durup farkına varıyor musun? Hiç saatine baktığını hatırlıyor musun, sevdiğin şeyleri yaptığında? Evet onları bulmak da zor. Ancak hevesle yaptığın herşey bir tutkuya dönüşebilir. Bunun için bir kıvılcıma, bir adıma ihtiyacın var belki de. Seni harekete geçirecek iyi kötü bir şeylere. Seçimlerini olmak istediğin kişiye göre yaptığın o şeylere. O kişi gözünde tam olarak canlanmıyor biliyorum. Belki tam anlamıyla memnunsun bile hayatından. Ama birşey eksik. Ne olduğunu bulabilmek yine zor. Çünkü çok fazla şey istiyoruz. Artık yaşadığımız dünya, çok fazla seçenek sunuyor. İzleyemeyeceğimiz kadar film, asla okuyamayacağımız kadar kitap, gidip göremeyecegimiz kadar yer, asla yaşayamayacağımız kadar yaşam profili...
Belki orada olsaydık da mutlu olmayacaktık. Gel gör ki sadece 35 yazımız kaldı başka bir ülkeye seyahat etmek için. 35 çarpı 12 kitap okuyabileceğiz sadece. Ayda bir kitap okursak ne ala.
Herşey sayı da değil. Yaşayarak, anlayarak, sindirerek geçiyor muyuz her günün içinden. O gün sana ne kötülük etti? Yoksa sen mi kendine fazla yüklendin? Neye hayır diyemedin? Neye hayır dediğine pişman oldun? Ne yaparsan yap olmayacak sanki. Hep iki versiyonun terk edecek mekânı.... Biri sen olan, biri sen olmayan!



Evet aynı yaşta olan biri olarak aklımda hep daha gidilecek ülkeler, tanınmayı bekleyen kültürler, okunacak kitaplar ve daha nicesi dönüp duruyor. Bu Bir 35 yaz daha yaşar mıyız bilinmez ama dilerim kendimize ait olan bir anlamını sezinleyerek yaşayacağımız bir hayat vardır önümüzde. Bir yerinden yakalamışsak ne mutlu bize.. Kalemine sağlık, tatlı bir gezinti yaptım sayende.